Aydınlığa Dön

Ben hep insanın kendini geliştirmesinin iyi bir şey olduğunu düşündüm. İnsan hep her şeyi sorgulamalıydı, ama en çok da kendini. Hatalarını kabul etmeyi öğrenmeliydi. Kendine dersler çıkarmalı ve daha iyi bir versiyonu ile devam etmeliydi yoluna. Eleştiri kaldırabilmeliydi. Daha sakin, daha olumlu, kendine ve hayata daha büyük kucak açan biri olmak için yapmalıydı bunu. Bu yüzden daha çok okumalıydı, daha çok öğrenmeliydi, daha çok dinlemeliydi. Dinlemek mi? Bir de o konu var… Gerçekten dinlemeyi öğrenmeliydi insan, kendine konuşma sırası gelsin diye beklemek yerine. Bu yüzden yeri geldiğinde, kendini bir kenara koymayı öğrenebilmeliydi. Çünkü nasıl empati kuracaktı o zaman insan başkalarıyla? Sadece sempati duymak değil, empati de kurmalıydı. Böylelikle insan, daha insan olabilirdi.

Bütün bu düşünceler ile kendime hedefler koyarken, daha insan olma yolunda kendim için iyi bir şey yaptığımı düşünüyordum. Başarmaya da başlamıştım. Daha çok dinleyen, daha sakin, daha açık sözlü, daha bilgili, daha dürüst, daha eleştiri kaldırabilen, aynı hataları daha az tekrarlayan biri olabildiğimi hissediyordum. Evet, başkaları da fark etmişti bunu! Çünkü ilişkilerim kuvvetlenmeye başlamıştı. Fakat bir terslik hissediyordum. Ve git gide, daha insan olmak isterken, daha mutsuz olduğumu fark ettim bir gün.

‘Daha’ların hepsi, gelecekte olmak istediğim kendimin daha iyi versiyonuna aitti. Bütün ‘daha’lar yüzümü ileri doğrultmama sebebiyet vermişti. Hatalarını kabul edebilen, onları dile getirebilen biri olayım derken, durmadan hatalarından bahseden, kendi hatalarını tespit eden biri haline gelmiştim. Dinleyebilen bir insan olma yolunda giderken, ne kadar dinlemediğimin üzerinde en çok durmuştum. Eleştiri kaldırmanın yararlarını benimsemeye çalışırken, ne kadar duygularımı kontrol edemediğimi en çok düşünmüştüm.

Kısacası daha bir “insan” olmak için çabalarken, kendi olumsuz yanlarını sürekli masaya yatıran biri haline gelmiştim. Gözüm hep olmak istediğim insanda, ve o yolda giderken düzeltmem gereken eksiklikler veya hatalarda kalmıştı. Kendimle ilgili yaptığım her bir olumsuz tespit, kendime koyduğum bir engele dönüşmüştü. Böylelikle, kendimi devamlı olarak yetersiz hissetmeye başlamıştım.

İşte o gün, daha mutsuz olduğumu fark ettiğimde, yakın bir dostum bana çok karamsarlaştığımı söyledi. Hakkaten de öyleydi. Kendimi kapkaranlık bir odada gördüm, tamamen olumsuz düşünceler tarafından kuşatılmış bir beden gibiydim. İleriye bakmaktan, olduğum halimi göremez hale gelmiştim. Halbuki ne kadar da çok şey vardı iyi ki yaptım, ne güzel de başardım diyebileceğim. Düzeltmem gerekenlerin yanında, zaten iyi olan ne çok şey vardı. Düzelttiklerim için kendimi kutlamam gereken ne çok şey.

Bu karanlığı içimden söküp atmalıydım. Onun yerine aydınlığı doldurmalıydım. Aydınlık zaten en başından beri oradaydı… Gelişme isteği, dürüst olabilmek, açık olabilmek, kendini değiştirebilme gücü bulabilmek, sahip olduklarım ve başardıklarım, hepsi aydınlığın içindeydi.

İçimdeki karanlıkları fark edip, onları öbek öbek dışarı çıkardım. Arındım, arındım ve ondan kurtuldum. Son bir adım kalmıştı, yüzümü aydınlığa dönmek. Büyük bir savaşı kazanmıştım. Ve bu savaşı, var olduğum sürece, her gün verecektim..

 

İllüstrasyon araçları: Kuru pastel, siyah fırça uçlu marker, suluboya kağıdı.

Leave a comment